ANONİM ŞİRKETLERDE TEMSİL YETKİSİ

AV. ÖZGÜR KOCABAŞOĞLU  ARALIK 2013

Giriş

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu[1] (“TTK”), anonim şirketleri yönetim kurulunun idare ve temsil edeceği kuralını korur. TTK, temsil yetkisinin nasıl kullanılacağını, temsile yetkili kişilerin tescil ve ilanını, temsil yetkisinin devrini ve sınırlarını düzenler. Bu ayki hukuk postası makalesi, yetkinin devri başta olmak üzere, anonim şirketlerde temsil yetkisini kısaca ele alacaktır.

Genel Olarak

Temsil Yetkisinin Kullanımı

Anonim şirketin dış ilişkilerde temsili kural olarak yönetim kuruluna aittir. Anonim şirket tacirdir ve TTK m. 39/1 uyarınca tacirler ticari işletmeleri ile ilgili işlemleri ticari unvanları ile yapmak ve imzalarını unvanın altına atmak zorundadır. Anonim şirketin “imzası” temsilcilerinin imzasıdır. Temsil yetkisi, anonim şirketin ticari unvanı altına imzaya yetkili kişilerin imzalarını atması yoluyla kullanılır. Bu kural TTK m. 372/2’de de tekrarlanmıştır.

Kural olarak şirket adına imza yetkisi olan temsilcilerden ikisinin müşterek imzası (çift imza) aranır. Ancak TTK m. 370 bu kurala iki istisna getirmiştir. İlk istisna, şirketin esas sözleşmesinin çift imzadan farklı bir kural öngörmesidir. İkinci istisna ise yönetim kurulunun tek üyeden oluşmasıdır.

Şirket unvanı altına atacakları imzaları ile şirketi temsil edecek imza yetkililerini yönetim kurulu atar. Aynı şekilde yönetim kurulu imza yetkililerinin şirketi tek imzaları ile mi yoksa birlikte mi temsile yetkili olduklarını da belirler. TTK m. 373, yönetim kurulunun, temsile yetkili kişileri ve temsil şeklini tescil ve ilan ettirmesini arar.

Temsil Yetkisinin Sınırları

Kanunda belirtilen istisnalar haricinde kural olarak imza yetkililerinin şirketi temsil yetkisi sınırlandırılamaz. Böylelikle şirket ile işlem yapacak üçüncü kişilerin korunması amaçlanır. Kanunda belirlenen istisnaları aşacak şekilde temsil yetkisinin sınırlandırılması, bu sınırlandırma ticaret sicilinde tescil ve ilan ettirilse dahi, şirketle işlem yapan iyi niyetli kişileri bağlamaz. Bu sınırlamalar ancak temsil yetkisine getirilen sınırlamayı bilen kişiler bakımından etki doğurur.

TTK, mülga kanunda da olduğu gibi, temsil yetkisinin sınırlandırılamaması ilkesine iki istisna getirir. Buna göre imza yetkililerinin temsil yetkisi sadece şirketin merkezi veya şubenin iş alanları ile veya çift imza kuralı getirilerek sınırlandırılabilir. Örneğin, imza yetkilileri A ve B grubu yetkililer olarak ikiye ayrılabilir ve farklı gruplardan iki imza yetkilisinin müşterek imzası aranabilir.

Mülga kanundan farklı olarak TTK, anonim şirketin amaç ve işletme konusu dışında kalan işlemlerin de şirketi bağlayacağını öngörür. Buna göre, şirketle işlem yapan üçüncü kişilerin, söz konusu işlemin şirketin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya bilebilecek durumda olduğu ispat edilmedikçe faaliyet konusu harici işlemler de şirketi bağlar. Dolayısıyla, şirketin işletme konusu dışında kalan işlemlerin yok hükmünde olmasına sebep olan ultra vires ilkesi terkedilmiştir.

Esas sözleşme veya genel kurul kararlarına aykırı işlemler bakımından da benzer bir durum bulunmaktadır. Buna göre, iyi niyetli üçüncü kişiler, esas sözleşme veya genel kurul kararına aykırı bir işlem olsa dahi, bu işlem ile ilgili olarak şirkete başvurabilir.

Temsil Yetkisinin Devri

Genel Olarak

TTK, yönetim kurulunun gerek yönetim gerekse temsil yetkisini devretmesine imkân tanır. Dolayısıyla TTK ile icracı olmayan (non-executive) yönetim kurulunun önü açılmıştır.

Yönetim yetkisinin devrine ilişkin TTK m. 367, yetki devrinin yapılabilmesi için hem esas sözleşmede devre izin veren bir hüküm hem de iç yönergenin bulunmasını arar. Her ne kadar temsil yetkisinin devrine ilişkin m. 370/2 bu koşulları aramasa da doktrinde bu iki hükmün beraber değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmektedir[2].

Yönetimin devrinden farklı olarak, temsil yetkisi tamamen yönetim kurulu üyesi olmayan üçüncü kişi müdürlere bırakılamaz. TTK m. 370/2 uyarınca en az bir üyenin temsil yetkisini haiz olması şarttır. Doktrinde bu üyeye herhangi bir sınırlama, örneğin başka bir müdürle beraber hareket şartı, getirilmemesi gerektiği savunulmaktadır. Hatta yönetim kurulunun tek kişiden oluştuğu şirketlerde m. 370/2’ye aykırı bir devir halinde dahi yönetim kurulunun işin doğası gereği temsil yetkisini haiz olduğu ileri sürülür[3].

Tevkil ve Azil Yetkisinin Devri Sorunu

Temsil yetkisinin devri konusunda yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkileri de önem taşır. TTK m. 375/1(d)’de “müdürlerin ve aynı işleve sahip kişiler ile imza yetkisini haiz bulunanların atanmaları ve görevden alınmaları” yönetim kurulunun vazgeçilmez ve devredilmez yetkileri arasında sayılmıştır.

TTK m. 373 ile getirilen imza yetkililerinin tescil ve ilanı yükümlülüğü ile imza yetkililerini atama ve azlin vazgeçilemez ve devredilemez bir yetki olarak sayılması birlikte değerlendirildiğinde ortaya şu sonuç çıkabilir: Kanun koyucu şirketi imzaları ile temsile yetkili kişilerin tümünün tek elden atanmasını ve bu kişilerin ilan edilerek aleniyet sağlanmasını amaçlamış olabilir.

TTK m. 375’in gerekçesi incelendiğinde, bu vazgeçilmez ve devredilemez yetkilerin yetki devri ile murahhaslara veya üçüncü kişilere dahi delege edilemeyeceği sonucuna ulaşılır. TTK’nın bu hükmü lafzen yalnızca üst düzey temsile yetkili kişilerin değil, müdür ve aynı işleve sahip tüm kişiler ile tüm imza yetkililerinin atanma ve azlini kapsar.

Yönetim kurulu hâlihazırda uygulamada üst düzey imza yetkilerini imza sirküleri ile düzenler. Ancak imza yetkililerinin tamamını atama ve görevden alma yetkisinin devredilememesi uygulamada önemli sorunlara yol açmaktadır. Öncelikle, şirket adına imza atmaya yetkili tüm kişilerin (örneğin bankalarda her bir şubedeki imza yetkililerinin) tek tek atanması ve azli için yönetim kurulu kararının aranması çok ciddi bir iş yükü artışına sebep olur. Bunun yanı sıra, özellikle çok uluslu şirketlerde olmak üzere, yönetim kurulu üyelerinin her an karar alamayacak olduğu da göz önünde bulundurulduğunda her bir imza yetkilisi için yönetim kurulu kararı aranması önemli bir zorluk oluşturur. Bu nedenle “müdürler ve aynı işleve sahip kişiler ile imza yetkisini haiz bulunanlar” ifadesinin kapsamını belirlemek çok önemlidir.

İmza yetkisini haiz bulunanların kapsamı doktrinde tartışmalıdır. Bir görüşe göre ticari vekiller ve ticari mümessiller bu kapsamdadır[4]. Bir görüş, tüm imza yetkililerinin bu kapsama girdiğini, ancak bu ifadenin dar yorumlanarak, iç ilişkide kalan imzalar ile elektrik, su, doğalgaz aboneliğine ilişkin belgeleri imzalamaya yetkili kişilerin bu kapsamda değerlendirilmemesi gerektiğini savunur[5]. Başka bir görüşe göre ise amaca uygun yorum yapılmalı ve gerekçe dikkate alınmaksızın bu maddenin yalnızca üst düzey yönetimi kapsadığı kabul edilmelidir[6].

Uygulamada yaşanacak sıkıntı ve pragmatik davranma ihtiyacı dikkate alınarak, bu hüküm katı yorumlanmayabilir. Nitekim İsviçre Borçlar Kanunu’nun 716a/4 maddesi yönetim kurulunun devredilemez yetkileri arasında yönetim ve temsil yetkisinin devrini de saymıştır. İsviçre Federal Mahkemesi bazı kararlarında bu hükmün yalnızca üst düzey yöneticileri kapsadığı ifade eder. Türk hukukunda da doktrin ve içtihat; bu hükmün yalnızca üst düzey yöneticiler bakımından uygulanması gerektiğine karar verebilir. Benzer şekilde, bu hükmün yalnızca sürekli olarak imza yetkisi verilen kişiler bakımından uygulanması gerektiği de savunulabilir. Böylelikle, bir işi yapmaya yetkili kılınmış imza yetkilileri, ticari mümessiller ve vekillerin bizzat yönetim kurulu tarafından atanacağı; ancak bu kişilerin geçici olarak üçüncü kişilere yetki verebileceği ileri sürülebilir. Bu yorumun benimsenmesi halinde yönetim kurulunun yetki verdiği kişiler sadece belirli işler için üçüncü kişilere vekâlet verebilir.

Sonuç

Anonim şirketleri temsil yetkisi yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu temsile yetkili kişileri tescil ve ilan eder, temsil şeklini belirler ve dilerse temsil yetkisini devredebilir. Ancak her durumda en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisinin olması zorunludur.

TTK ultra vires ilkesini terk etmiştir. Buna göre artık, şirketin işletme konusu dâhilinde olmasa dahi kural olarak imza yetkililerinin yaptığı tüm işlemler şirketi bağlar.

İmza yetkililerinin atanması ve azli yönetim kurulunun vazgeçilemez ve devredilemez yetkilerindendir. Ancak bu zorunluluk değerlendirilirken imza yetkililerinin tamamının kapsam dâhilinde olup olmadığı çok önemlidir. Üst düzey imza yetkilileri haricinde, belirli işler için imzaya yetkili kişilerin tamamının yönetim kurulunca atanmasının zorunlu olup olmadığı tartışmalıdır. Doktrin ve içtihat ile şekillenecek bu yükümlülük, pratik sebeplerden ötürü dar yorumlanabilir.

 


[1] RG, 14 Şubat 2011, S. 27846.

[2] Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Yeni Anonim ve Limited Ortaklıklar Hukuku ile Tek Kişi Ortaklığının Esasları, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 2. Bası, İstanbul 2011, s. 141 N. 12-75.

[3] Kırca/Şehirali Çelik/Manavgat, Anonim Şirketler Hukuku, Cilt 1 Temel Kavram ve İlkeler, Kuruluş Yönetim Kurulu, Ankara 2013, s. 628, 629.

[4] Prof. Dr. Hasan Pulaşlı, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt I,Ankara 2001, s. 958, par. 251.

[5] Tekinalp, s. 130, par. 12-45.

[6] Doç. Dr. Necla Akdağ Güney, Anonim Şirket Yönetim Kurulu, İstanbul 2012, s. 91.