BELİRSİZ ALACAK DAVASI

 NİSAN 2011

Hukuk Postası’nın Mayıs 2010 tarihli sayısında yer alan “Kısmi Dava” başlıklı makalede de belirtildiği üzere, 4.11.2000 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan, Anayasa Mahkemesinin 20.7.1999 tarih 1999/1 E. 1999/33 K.sayılı kararı ile mer’i Hukuk Usulü Muhakemelri Kanununun 87.maddesinin son cümlesindeki “müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü iptal edilmiş ve bu iptal neticesinde kısmi dava açmak mümkün hale gelmiştir.

Bilindiği gibi davacı, kısmi davada saklı tuttuğu fazlaya ilişkin haklarını, ek bir dava açarak isteyebileceği gibi, müddeabihin arttırılmasını önleyen yasal düzenlemenin yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararı ile ortadan kalkmasından yararlanarak, müddeabihi aynı davada kısmi ıslah dilekçesi verip harcını yatırmak suretiyle arttırabilir.
Davacı, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi dava açar. Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkar olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir.

Kısmi davanın amacı, dava masraflarından tasarruf edilmesidir. Davacı, bütün davanın harç ve masraflarını baştan yüklenmek istemeyebilir. Davacı, açtığı bu kısmi dava ile yargılamanın gidişatını görmeyi ve talep sonucuna da buna göre şekil vermeyi amaçlar. Bu şekilde davacı, davayı açarken yüksek miktarda harç ödemekten kurtulmakta ve davanın akıbetinden büyük oranda emin olduktan sonra harcı tamamlamaktadır. Uygulamada genellikle davacılar, açtıkları kısmi davadaki gelişmelere göre (ör. bilirkişi incelemesi yapıldıktan sonra bilirkişi raporunda beliren sonuç ve kanaate göre) ıslah yolu ile müddeabihi arttırmayı tercih etmektedirler.

Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Özel Dairelerce oybirliği ile benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir. Bunun gibi, kısmi dava ile alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan kesimi için hak düşürücü süre korunmuş olur. Kısmi dava dışı kalan (saklı tutulan) alacak kesimi hakkında hak düşürücü süre korunmuş olmaz.

04.02.2011 tarih, 27836 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girecek olan 12.01.2011 tarih, 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun

(HMK) 107. maddesinde yapılan düzenleme ile ise usul hukukumuza “belirsiz alacak davası” müessesesi getirilmiştir.

Belirsiz alacak davası talep sonucunda istenen alacağın tam olarak belirlenmediği, alacaklının dava açarken miktarını belirleyemediği alacağın tahsilini talep ettiği bir tür eda davasıdır.

Anılan madde hükmüne göre, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.

Kanun Koyucu bahse konu düzenlemenin gerekçesini şu şekilde ifade etmektedir;
“Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı
amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir.”

Madde metni ve madde gerekçesi birlikte tetkik edildiği vakit belirsiz alacak davasının uygulamasının nasıl olacağına dair sonuçlara da ulaşmak mümkündür.

  1. Belirsiz alacak davası; (i) alacak tutarının belirlenmesinin ancak davalının mahkemeye bilgi vermesinden sonra belirlenebildiği durumlarda, (ii) alacak tutarının ancak yargılamanın tahkikat aşamasından sonra belirlenebildiği durumlarda, (iii) alacak tutarının hakim tarafından takdir edileceği durumlarda, sadece para alacakları için söz konusu olacaktır.
  2. Alacağın miktarı belirlenebilir durumda ise belirsiz alacak davası açılamaz.
  3. Alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi mümkündür.
  4. Belirsiz alacak davası ile mevcut uygulamanın aksine zamanaşımı süresi davanın açılması ile tüm alacak için kesilecek ve alacaklının belirleyemediği alacağının zamanaşımına uğraması ihtimali ortadan kalkacaktır.
  5. Belirsiz alacak davası ile hakimin davacının talebi ile bağlı olması durumu ortadan kalkacaktır.