Enflasyon ve Mülkiyet Hakkı: Anayasa Mahkemesi’nin Kanuni Faiz Düzenlemesine İlişkin Kararı
Giriş
Faiz, borç ilişkilerinde para alacaklısının bu paradan mahrum kaldığı süre için kendisine tanınan bir karşılıktır.[1] Bu kapsamda faiz, alacaklının malvarlığı değerinin korunmasına hizmet eden bir hukuki telafi niteliği taşır. Özellikle yüksek enflasyonun hâkim olduğu dönemlerde, eğer kanun koyucu tarafından çeşitli faiz oranları belirlenmişse, söz konusu oranlar bazı alacakların reel değerini muhafaza etmekte yetersiz kalabilir.
Anayasa Mahkemesi, 01.12.2025 tarih ve 33094 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2024/24 esas ve 2025/164 karar sayılı 22.7.2025 tarihli kararıyla (“Karar”) 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (“3095 sayılı Kanun”) 1. maddesini, sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri bakımından Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Karar, Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girecek olup özellikle deprem gibi idarenin sorumluluğunun gündeme geldiği durumlarda, zarar gören kişilere ödenecek tazminatlara uygulanacak faiz oranlarının mülkiyet hakkının korunması bakımından yeterli olup olmadığı sorusunu merkeze alır.
Bu makalede, söz konusu Karar’ın arka planı, gerekçesi, karşı oy yazısında ileri sürülen görüşler ve Karar’ın hukuki sonuçları incelenir.
İptali İstenen Hüküm
İtiraz konusu düzenleme uyarınca gerek ticari işlerde gerekse ticari olmayan işlerde herhangi bir faiz alacağının doğduğu durumlarda anaparaya hangi oranda faiz uygulanacağı sözleşmede kararlaştırılmamışsa, anapara ve temerrüt faizine ilişkin oranlara 3095 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Kanuni faiz oranı, 3095 sayılı Kanun’un itiraz konusu 1. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenir:
“Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılır.
Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.”
İlgili hükmün ikinci fıkrası uyarınca kanuni faiz oranı 20.05.2024 tarihli ve 8485 sayışı Cumhurbaşkanı kararı ile yıllık %24 olarak belirlenmiştir.
İtiraz yoluna başvuran Kahramanmaraş 3. İdare Mahkemesi’nin önünde görülen davada, deprem sonucu taşınmazı yıkılan davacılar, uğradıkları maddi ve manevi zararların idare tarafından tazminini talep etmiştir. Davaya uygulanacak faiz oranı bakımından, 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinde öngörülen kanuni faiz hükmünün, özellikle yüksek enflasyon koşullarında alacağın gerçek değerini korumakta yetersiz kaldığı ileri sürülmüş ve söz konusu hükmün Anayasa’nın 2.,5.,10.,13.,35.,36., 125.ve 138. maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla itiraz yoluna başvurulmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükmü, sözleşmeden kaynaklanmayan borçlar bakımından Anayasa’nın mülkiyet hakkına ilişkin 35. maddesi kapsamında değerlendirmiştir. Mahkemeye göre faiz, hak edildiği hâlde zamanında elde edilemeyen bir para alacağının değer kaybını telafi etmeye yönelik bir araçtır. Alacaktan mahrum kalınan sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanılma imkânı da ortadan kalkmaktadır. Bu sebeple devletin hak edildiği halde alınamayan bir miktar paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekir.
Mahkeme, yüksek enflasyon dönemlerinde sabit ve düşük faiz oranlarının, alacaklının parasının değer kaybını önleyemediğini; bu durumun alacaklı aleyhine aşırı ve orantısız bir külfet doğurduğunu vurgulamıştır. Ayrıca, Cumhurbaşkanı’na tanınan faiz oranını belirleme yetkisinin, ilgili hükmün ikinci fıkrasında yer alan sınırlama dolayısıyla en fazla bir kat artırılabileceği, bu durumda kuralda belirlenen kanuni faiz oranının Cumhurbaşkanı tarafından en fazla %24 oranına çıkarılabileceği ifade edilmiştir.
Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkilerinde, kanuni faiz oranının enflasyon karşısında alacağı koruyacak düzeyde olmamasının, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkını ve 40. maddede düzenlenen etkili başvuru hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Mahkeme, bu nedenle 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinin sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden iptaline hükmetmiştir.
Karşı Oy Gerekçeleri
Karara karşı oy kullanan üyeler, çoğunluğun yaklaşımına katılmamış ve itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı görüşünü savunmuştur. Karşı oyda, Türk Borçlar Kanunu’nun temerrüt hükümlerine atıf yapılarak, enflasyonun yüksek seyir izlediği dönemlerde kanuni temerrüt faizinin enflasyona göre düşük kalması halinde borçlunun faiz ile enflasyon arasındaki farkı Türk Borçlar Kanunu’nun munzam zarara ilişkin 122. maddesine göre istenebileceği ifade edilmiştir. Bu nedenle, kanuni faiz oranının tek başına mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmak için yeterli olmadığı ifade edilir.
Karşı oy gerekçesinde Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi ile alacaklının temerrüt faizi ile karşılanamayan aşkın zararını tazmin etmesine imkân veren bir düzenleme olduğundan, Anayasa’nın 5.maddesinde devlete yüklenen pozitif yükümlülük çerçevesinde paranın enflasyon karşısında değer kaybını önleyen etkin bir mekanizmanın varlığının kabul edilmesi gerektiği ifade edilir. Bu nedenle, gerekçede 3095 sayılı Kanun’un 1.maddesinin alacağın enflasyon karşısında değer kaybını karşılamadığı yönündeki görüşe katılmanın mümkün olmadığı değerlendirilir.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi’nin Karar’ı, kanuni faiz düzenlemelerinin yalnızca borçlar hukuku tekniği çerçevesinde değil, temel hak ve özgürlükler bağlamında da değerlendirilebileceğini ortaya koyar.
Karar’da dikkat çeken hususlardan biri, Anayasa Mahkemesi’nin mülkiyet hakkını yalnızca mevcut bir malvarlığı değerine yapılan doğrudan müdahalelerle sınırlı görmemesi, alacağın zamanında ve gerçek değeriyle tahsil edilememesini de bu hakkın ihlali kapsamında değerlendirmesidir. Öte yandan, Karar’ın sözleşmeden kaynaklanan borç ilişkileri ile sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri arasında yaptığı ayrım da önemlidir.
İptal kararının ileriye etkili olarak yürürlüğe girmesi, kanun koyucuya yeni bir düzenleme yapma imkânı tanımakla birlikte, doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edecek niteliğe ulaşmasını engeller.
Sonuç itibarıyla, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, kanuni faiz kavramının klasik anlamını aşarak, ekonomik gerçekliklerle uyumlu bir anayasal yorumun örneğini sunar. Karar, yalnızca geçmişe dönük bir iptal hükmü olarak değil, gelecekte yapılacak yasal düzenlemeler ve yargısal uygulamalar bakımından yol gösterici bir içtihat olarak değerlendirilebilir.
- Oğuzman, M. Kemal, Öz, M. Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 1, Vedat Kitapçılık, 2013, s.312.
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.
Diğer İçerikler
Finans sektörü, küresel sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda önemli bir dönüşüm içerisindedir. Özellikle bankacılık sektörü, sahip olduğu yön verici ve dönüştürücü etki sayesinde yeşil ve sürdürülebilir bir ekonomiye geçişin başarısında önemli bir rol üstlenir. Söz konusu dönüşüm, Türkiye’de Bankacılık...
Açık bankacılık, finansal sistemdeki verilerin standart Uygulama Programlama Arayüzleri (“API”ler) aracılığıyla yetkili üçüncü taraf hizmet sağlayıcıları (“TPP”ler) tarafından erişilebilir hale getirilmesini içerir. Müşterilerin finansal verilerini paylaşır, böylece finansal kuruluşlar yeni teknolojiler geliştirebilirler ve rekabetçi bir...
Avrupa Komisyonu ("Komisyon") 98/26/EC sayılı Direktif’i tadil eden ve 2015/2366/EU sayılı Direktifi ve 2009/110/EC sayılı Direktifi yürürlükten kaldıran Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin İç Pazarda Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Hizmetleri Hakkında Direktif Teklifi’ni ("Teklif") yayımladı. Bu Teklif, iç pazardaki...
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü ("OECD"), farklı yargı alanlarında açık bankacılık ve diğer veri paylaşımı düzenlemelerine ilişkin çeşitli uygulamaların ana hatlarını ortaya koyan ve açık finans olarak adlandırılan açık bankacılıkla ilgili veri düzenlemelerinin genişlemesine ilişkin konuları içeren raporunu yayınladı...
Bu makalenin amacı, varlığa dayalı ve varlık temelli sukuk yapılarını açıklamak, bu yapılar arasında genel bir karşılaştırma yapmak ve bunların Türkiye'deki kira sertifikası ihraçlarına nasıl yansıdığını tespit etmektir. Sakk kelimesinin çoğulu olan sukuk, İslami tahviller olarak da adlandırılan şeriata uygun tahvillerin ortak...
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (“TCMB”) tarafından Eylül ayında Ödemeler Alanında Sunulan İş Modellerinin Ödeme Hizmeti Türleri ile İlişkilendirilmesine İlişkin Rehber (“Rehber”) yayımlandı. Söz konusu Rehber, 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymetler Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik...
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (“BDDK”) 11.08.2022 tarihinde 2022/1 sayılı Sır Niteliğindeki Bilgilerin Paylaşılması Hakkında Genelge’yi (“Genelge”) yayımladı. Söz konusu Genelge ile, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun (“Bankacılık Kanunu”) BDDK’ya sır niteliğindeki bilgilerin paylaşım...