Güncel Bir Yargıtay Kararı Işığında Ortaklık İlişkisinden Doğan Uyuşmazlıklarda Kesin Yetki Kuralı ve Milletlerarası Yetki Sözleşmeleri

31.01.2026 Mert Kaan Gümüş

Giriş

Şirket ortakları arasındaki uyuşmazlıklarda yetkinin belirlenmesi, özellikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) m.14 hükmünde düzenlenen kesin yetki kuralının kapsamı ve sınırları bakımından öğretide ve uygulamada tartışmalı bir alan oluşturmaktadır. Özellikle ortaklık ilişkisi bulunan taraflar arasında yapılan sözleşmelerden doğan alacak taleplerinde, uyuşmazlığın ortaklık ilişkisi kapsamında mı yoksa sözleşmesel borç ilişkisi çerçevesinde mi değerlendirileceği; buna bağlı olarak HMK m. 14’te öngörülen kesin yetki kuralının uygulanıp uygulanmayacağı belirleyici hâle gelmektedir. Bu tartışma, milletlerarası yetki veya tahkim anlaşmalarının varlığı hâlinde daha da önem kazanmaktadır.

Bu makalede, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2024/176 ve K. 2025/618 sayılı ve 08.10.2025 tarihli kararı[1] (“Karar”) çerçevesinde, hisse satışına ilişkin anlaşma kapsamında sözleşmesel yükümlülüklere dayanan cezai şart alacaklarında HMK m. 14 kapsamındaki kesin yetki kuralının uygulanma şartlarını ve bu kuralın milletlerarası yetki sözleşmeleri karşısındaki konumunu incelenmektedir. Karar, ortak sıfatının tek başına kesin yetki sonucu doğurup doğurmayacağı ve talebin niteliğine göre yetki rejiminin nasıl belirleneceği konularında ortaya koyduğu ölçütler bakımından önem taşımaktadır.

Güncel Bir Yargıtay Kararı Işığında Ortaklık İlişkisinden Doğan Uyuşmazlıklarda Kesin Yetki Kuralı ve Milletlerarası Yetki Sözleşmeleri
% 0

Somut Olay ve İlk Derece Mahkemesi, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay Kararları

Somut olayda davacılar, taraflar arasında 13.05.2015 tarihli münferit hisse satış sözleşmesi ile aynı tarihli hisse satış sözleşmesinde yer alan cezai şart hükümlerine dayanarak talepte bulunmuş ve davalının hisse satış bedelini ödemediğini ve şirketin geliştirilmesi ile finansmanına ilişkin sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda cezai şart alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmesi talep edilmiştir.

Davalı taraf ise icra takibinin tek bir sözleşmeye dayandırılmasına karşın, itirazın iptali davasında iki ayrı sözleşmeye ve bu sözleşmelerde yer alan farklı cezai şart düzenlemelerine dayanıldığını belirtmiştir. Ayrıca sözleşmelerde yabancı mahkemelerin yetkisi ve tahkim şartı bulunduğunu, bu nedenle Türk mahkemelerinin yetkisiz olduğunu belirterek maddi hukuka ilişkin savunmalarını ileri sürmüş ve davanın reddini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi, davalının tahkim ilk itirazında bulunduğunu, ancak dava dilekçesinin davalıya tebliğ tarihinin kesin olarak belirlenememesi nedeniyle bu itirazın süresinde yapılıp yapılmadığının tespit edilemediğini ve bu sebeple tahkim itirazını inceleme konusu yapmadığını belirtmiştir. Mahkeme, icra takibinin yetkili icra dairesinde başlatılmasının itirazın iptali davasında bir dava şartı olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca, 13.05.2015 tarihli hisse satış sözleşmesinde tarafların tacir sıfatını haiz olduğu ve sözleşmede uyuşmazlıklar bakımından Londra mahkemelerinin yetkili kılındığı yönünde geçerli bir yetki şartı bulunduğu gerekçesiyle, takibin bu yetki şartına uygun yerde yapılması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle mahkeme, yetkili icra dairesinde başlatılmış geçerli bir takip bulunmadığına kanaat getirerek davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddetmiştir.

İlk derece mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlığın şirket ortakları arasındaki hisse devir sözleşmelerinden kaynaklandığını ve HMK m. 14 uyarınca şirket merkezinin bulunduğu Ankara mahkemeleri ve icra dairelerinin kesin yetkili olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca HMK m. 17 gereği kesin yetki bulunan hâllerde tarafların yetki sözleşmesi yapamayacağını vurgulayarak, sözleşmede yer alan yetki şartına dayanılmasını isabetsiz bulmuştur. Bununla birlikte Ankara’daki yetkili icra dairesinde usulüne uygun takip bulunmadığı gerekçesiyle ilk derece kararını kaldırmış ve davanın reddine karar vermiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtay Özel Dairesi, sözleşmede uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözüleceğine ilişkin hüküm bulunduğunu, buna karşılık HMK m. 14’te düzenlenen kesin yetki kuralının yalnızca ortaklık veya üyelik ilişkisi mevcut olan taraflar arasındaki davalarda uygulanabileceğini, somut olayda ise davalı tarafın henüz ortak sıfatı kazanmadığını belirtmiştir. Bu nedenle kesin yetkiden söz edilemeyeceğini, öncelikle davalının tahkim itirazının değerlendirilmesi gerekirken bu yön incelenmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek hükmü bozmuştur.

Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesi, Yargıtay Özel Dairesi’nin bozma kararında davalının sözleşme tarihinde henüz ortak sıfatını taşımadığı yönündeki kabulün dosya kapsamıyla örtüşmediğini, pay devir sözleşmesi ve genel kurul hazirun cetveline göre tarafların sözleşme tarihi itibarıyla ortak olduklarının sabit bulunduğunu belirtmiştir. Bu nedenle bozma kararının maddi hataya dayandığını değerlendirerek uyulmasına yer olmadığına karar vermiştir. Ayrıca tarafların birlikte yer aldığı hisse devir sözleşmesinde tahkim şartı bulunmadığını, tahkim kaydı içeren diğer sözleşme bakımından ise tahkim itirazının ilk itiraz niteliğinde olduğu ve istinaf aşamasında ileri sürülmediği için artık incelenemeyeceğini belirterek önceki gerekçesini korumuş ve direnme kararı vermiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Değerlendirmesi

Bölge Adliye Mahkemesi’nin direnme kararının taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine uyuşmazlık Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, öncelikle, uyuşmazlığın itirazın iptali davası olduğu bu nedenle mahkemenin yapacağı incelemenin, takip talebinde dayanak gösterilen sözleşme ile sınırlı olması gerektiği; takibe dayanak yapılmayan başka sözleşmelerdeki hükümlerin uyuşmazlığın çözümünde esas alınamayacağı açıklamıştır [2].

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ayrıca icra dairelerinin yetkisi ile mahkemenin milletlerarası yetkisine ilişkin kuralların birbirinden ayrılması gerektiğini açık biçimde ortaya koymuştur. Cebri icranın devletin egemenlik yetkisinin bir görünümü olduğu, bu nedenle milletlerarası yetki sözleşmelerine ilişkin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”) m. 47 hükmünün doğrudan icra dairelerinin yetkisine uygulanamayacağı belirtilmiştir. Buna göre taraflar yabancı bir mahkemeyi yetkili kılmış olsalar dahi alacaklı Türkiye’deki icra dairelerinde takip başlatabilir; bu durum tek başına takibi geçersiz kılmaz. Ancak uyuşmazlık yargılama aşamasına taşındığında ve yetki itirazı usulüne uygun şekilde ileri sürüldüğünde, mahkeme milletlerarası yetki sözleşmesini yalnızca kendi yetkisi bakımından değerlendirecektir. Hukuk Genel Kurulu bu yönüyle, ilk derece mahkemesinin yabancı icra dairesinin yetkili olduğu gerekçesiyle takibi geçersiz sayan yaklaşımının hukuken isabetli olmadığını ifade etmiştir.

Karar’da vurgulanan bir diğer temel ayrım, iç hukukta düzenlenen kesin yetki kuralları ile milletlerarası usul hukukundaki münhasır yetki kavramı arasındaki farktır. Bunun yanında, HMK’da düzenlenen kesin yetki hâllerinin, doğrudan milletlerarası münhasır yetki sonucu doğurmayacağı belirtilmiştir. Münhasır yetkinin, devletin egemenlik alanına doğrudan temas eden ve yabancı mahkeme kararının kabulünün kamu düzeni bakımından sakıncalı olacağı sınırlı alanlara ilişkin olduğu; her kesin yetki kuralının münhasır yetki olarak nitelendirilemeyeceği açıklanmıştır. Bu çerçevede, iç hukukta kesin yetki kuralı öngörülmüş olmasının tek başına tarafların MÖHUK m. 47 kapsamında yaptıkları milletlerarası yetki sözleşmesini geçersiz kılmayacağı kabul edilmiştir. Böylece Karar’da, Bölge Adliye Mahkemesi’nin HMK m. 14’teki kesin yetki kuralına dayanarak milletlerarası yetki anlaşmasını bertaraf eden yaklaşımını hukuki temelden yoksun bulunmuştur.

Karar’da belirleyici nitelikte olan bir diğer değerlendirme ise Yargıtay Özel Dairesi’nin davalının henüz ortak sıfatını taşımadığı yönündeki kabulünün dosya kapsamıyla örtüşmediğinin tespitidir. Tarafların sözleşme tarihi itibarıyla aynı şirkette ortak olduklarının sabit olduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, uyuşmazlığın şirket ana sözleşmesinde veya ticaret sicil kayıtlarında değişiklik doğuracak nitelikte olmadığını, davacıların yalnızca sözleşmeye dayalı cezai şart alacağının tahsilini talep ettiğini vurgulamıştır. Bu nedenle ortaklar arasındaki cezai şart taleplerinin devletin münhasır yetki alanına giren bir uyuşmazlık türü olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Hukuk Genel Kurulu’na göre bu nitelikteki bir alacak talebinde milletlerarası yetki sözleşmesinin uygulanmasına engel bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla hem kesin yetki gerekçesiyle yetki sözleşmesini bertaraf eden hem de icra dairesinin yetkisini esas alarak davayı reddeden yaklaşım isabetli görülmemiştir.

Sonuç olarak Hukuk Genel Kurulu, çözümün; takibe dayanak sözleşmede yer alan milletlerarası yetki anlaşmasının ve davalının bu anlaşmaya dayalı yetki itirazının, ilk itiraz kurumu çerçevesinde değerlendirilmesi suretiyle belirlenmesi gerektiğini kabul etmiş; Bölge Adliye Mahkemesi’nin direnme kararını değişik gerekçeyle bozmuştur.

Değerlendirme ve Sonuç

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, itirazın iptali davasında incelemenin takip talebinde dayanak gösterilen sözleşme ile sınırlı olduğu ve takibe dayanak yapılmayan sözleşmelerdeki tahkim veya yetki şartlarının değerlendirme dışında bırakılması gerektiğini tespit etmiştir. Bunun yanında Hukuk Genel Kurulu, cebri icranın devletin egemenlik yetkisine dayandığını belirterek milletlerarası yetki sözleşmelerinin icra dairelerinin yetkisini ortadan kaldırmayacağını içtihat etmiştir. Buna karşılık uyuşmazlık mahkeme önüne geldiğinde ve milletlerarası yetkiye ilişkin itiraz usulüne uygun biçimde ileri sürüldüğünde, bu itirazın mahkemece değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir[3].

Hukuk Genel Kurulu ayrıca iç hukukta düzenlenen kesin yetki kuralları ile milletlerarası usul hukukundaki münhasır yetki kavramlarının farklı hukuki nitelikte olduğunu belirtmiştir[4]. Karar’da, HMK’da öngörülen kesin yetki hâllerinin kendiliğinden milletlerarası münhasır yetki sonucu doğurmayacağı; münhasır yetkinin devletin egemenlik yetkisiyle doğrudan bağlantılı sınırlı uyuşmazlık alanlarına ilişkin olduğu ifade edilmiştir. Bu çerçevede, iç hukukta kesin yetki kuralı bulunmasının tek başına milletlerarası yetki sözleşmesini geçersiz kılmayacağı sonucuna varılmıştır.

Karar’da ayrıca, ortaklar arasındaki her uyuşmazlığın münhasır yetki kapsamında değerlendirilemeyeceği de ortaya konulmuştur. Tarafların ortak sıfatını taşımasının tek başına münhasır yetki sonucunu doğurmayacağı; somut uyuşmazlıkta talebin şirket ana sözleşmesi veya ticaret sicili kayıtlarında değişiklik yaratmaya yönelik olmayıp sözleşmeye dayalı cezai şart alacağına ilişkin bulunduğu belirtilmiştir[5]. Bu nedenle uyuşmazlığın, milletlerarası yetki sözleşmesini bertaraf edecek nitelikte bir münhasır yetki alanına girmediği kabul edilmiştir.

Sonuç olarak Karar’da; itirazın iptali davasının takip dayanağı ile sınırlı inceleneceği, milletlerarası yetki sözleşmelerinin icra dairelerinin yetkisini etkilemeyeceği, kesin yetki ile münhasır yetki kavramlarının birbirinden ayrılması gerektiği ve bu ayrımın milletlerarası yetki sözleşmelerinin geçerliliği bakımından belirleyici olduğu yönünde tespitlerde bulunulmuştur. Ayrıca ortaklar arasındaki her uyuşmazlığın münhasır yetki kapsamında değerlendirilemeyeceği; ortaklık sıfatının tek başına kesin ve münhasır yetkinin varlığı sonucunu doğurmayacağı kabul edilmiştir.

Kaynakça
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/176, K. 2025/618, T. 08.10.2025 https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/e-2024-176-k-2025-618-t-08-10-2025(Erişim Tarihi: 08.02.2026)
  • Karar’da, itirazın iptali davasının dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’ndan aldığı ve bu dava türünün icra takibine sıkı sıkıya bağlı, takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir dava olduğu, davanın takibe bağlılığının yalnızca alacağın miktarı bakımından değil alacağın kaynağı bakımından da geçerli olduğu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2022/1269 ve K. 2023/1106 sayılı ve 15.11.2023 tarihli kararına yapılan atıfla açıklanmıştır.
  • Karar’da, icra dairelerinin yetkisinin itirazın iptali davasını gören mahkemece incelenebileceği vurgulanmıştır. Aynı yönde bkz. Üstündağ, Saim: İcra Hukukunun Esasları, 8. Baskı, İstanbul, 2004, s.81-82.
  • Bu konuda detaylı bilgi için Bkz. Nomer, Ergin: Milletlerarası Usul Hukuku, 2. Baskı, İstanbul, Beta, 2016, s.129.
  • HMK bakımından yapılan değerlendirmede Postacıoğlu/Altay’a göre gerek tüzel kişinin ortaklarına ve üyelerine karşı açacakları davanın; gerekse tüzel kişinin ortak veya üyelerinin tüzel kişiye karşı açacakları davanın, tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yerde yer mahkemesinde ikâme edilmesi gerekir”. Postacıoğlu, İlhan E. / Altay, Sümer: Medenî Usûl Hukuku Dersleri, 8. Baskı, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2020, s.133. 

Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Diğer İçerikler

Arabuluculuk Anlaşma Belgesi ve Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler
Hukuk Postası
Arabuluculuk Anlaşma Belgesi ve Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler

Arabuluculuk Türk hukuk sistemine 2012 yılında, “ihtiyari” olarak dâhil olmuş ve geçen süre zarfında başarılı sonuçlar vermiştir. 01.01.2018 tarihi itibarıyla iş hukukundan kaynaklanan bazı uyuşmazlıklarda, 01.01.2019 tarihi itibarıyla ticari uyuşmazlıklarda, 22.07.2020 tarihinden itibaren tüketici hukukundan…

Medeni Usul Hukuku 31.12.2025
Direnme Kararı ve Yeni Hüküm Ayrımı Üzerine Hukuk Genel Kurul Kararı
Hukuk Postası
Direnme Kararı ve Yeni Hüküm Ayrımı Üzerine Hukuk Genel Kurul Kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (“HGK”), 08.10.2025 tarihli 2024/572 E. ve 2025/607 K. sayılı kararıyla (“Karar”); önüne gelen uyuşmazlıkta konunun esasının incelenmesinden önce, direnme olarak adlandırılan kararın yeni delil ve gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olup olmadığını, buradan varılacak sonuca…

Medeni Usul Hukuku 30.11.2025
Manevi Tazminat Davaları Yönünden Yargılama Giderlerinde Haklılık Oranı Kuralının İptaline İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararı
Hukuk Postası
Manevi Tazminat Davaları Yönünden Yargılama Giderlerinde Haklılık Oranı Kuralının İptaline İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararı

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 326. Maddesi, davanın tarafları kısmen haklı çıktığında, yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranlarına göre paylaştırılması ilkesini öngörüyordu…

Medeni Usul Hukuku 30.11.2025
Mahkeme Kaynaklı Hataların Bireylere Yüklenemeyeceğine İlişkin Güncel Anayasa Mahkemesi Kararı
Hukuk Postası
Mahkeme Kaynaklı Hataların Bireylere Yüklenemeyeceğine İlişkin Güncel Anayasa Mahkemesi Kararı

Adil yargılanma hakkının sağladığı en önemli güvencelerden biri mahkemeye erişim hakkıdır. Bunun yanında, mahkemeye erişim hakkının temel unsurlarından biri, bireylerin kanun yollarına etkili biçimde başvurabilmesidir. Bu hakkın korunabilmesi, yalnızca bireyin kendi yükümlülüklerini yerine getirmesine değil… 

Medeni Usul Hukuku 30.11.2025
Anayasa Mahkemesi Kararı Işığında Davaların Birleştirilmesinde Yeni Bir Dönem
Hukuk Postası
Anayasa Mahkemesi Kararı Işığında Davaların Birleştirilmesinde Yeni Bir Dönem

Anayasa Mahkemesi (AYM), 17 Haziran 2025 tarihli ve E.2024/237, K.2025/137 sayılı kararıyla (Karar), medeni usul hukukunda köklü bir değişikliğe yol açan önemli bir tespitte bulunmuştur. Yüksek Mahkeme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 166. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ve aynı...

Medeni Usul Hukuku 30.09.2025
Güncel Bir Anayasa Mahkemesi Kararı Işığında Dava Dilekçesinde Davalı Adresi ve Kimlik Bilgisi Bildirimi Zorunluluğu
Hukuk Postası
Güncel Bir Anayasa Mahkemesi Kararı Işığında Dava Dilekçesinde Davalı Adresi ve Kimlik Bilgisi Bildirimi Zorunluluğu

Anayasa Mahkemesi, 22.10.2024 tarihli 32700 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 22.05.2024 tarihli 2022/31465 Esas başvuru numaralı kararıyla (“Karar”); dava dilekçesinde davalıların gösterilmeyen adreslerinin ve kimlik numaralarının bildirilmesi için verilen kesin süreye rağmen bu eksikliğin tamamlanmaması...

Medeni Usul Hukuku 31.12.2024
Dava Açma Süresinin Hatalı Tespitine İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararı
Hukuk Postası
Dava Açma Süresinin Hatalı Tespitine İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararı

Türk hukukunda hâkim olan “usul esastan önce gelir” ilkesi uyarınca dava açma sürelerinin doğru tespiti kritiktir. Anayasa Mahkemesi 02.05.2024 tarihli 2020/13187 E. ve 02.05.2024 K. sayılı kararında (“Karar”), dava açma süresinin hatalı tespit edilmesi üzerine davanın reddedilmesi nedeniyle mahkemeye...

Medeni Usul Hukuku 31.08.2024
Davaya Süresinde Cevap Vermeyen Taraf Delil Gösterebilir Mi?
Hukuk Postası
Davaya Süresinde Cevap Vermeyen Taraf Delil Gösterebilir Mi?

Hukukumuzda yargılama usulü, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) ile düzenlenir ve her aşamada hak düşürücü süreler öngörülür. Hak düşürücü süreler, süreye riayet etmeyen taraf için hakkın kullanımının ortadan kalkmasına sebep olan bir yaptırım şeklidir...

Medeni Usul Hukuku 31.03.2024
6545 Sayılı Kanun ile Yargılama Sistemine Getirilen Değişiklikler
Hukuk Postası
İdari Yargılamanın Hukuk Yargılamasından Ayrılan Doğası: Müdahilin Tek Başına Kanun Yoluna Başvurabilmesi
Hukuk Postası
İdari Yargılamanın Hukuk Yargılamasından Ayrılan Doğası: Müdahilin Tek Başına Kanun Yoluna Başvurabilmesi

Müdahale diğer bir ifadeyle davaya katılma, idari yargılama usulünde hukuk yargılamasına kıyasla temel farklılıklar içerir. Bu farklılıklar, idari yargılamada müdahilin hak arama hürriyetini kullanabilmesi bakımından kritik önem taşır. Bilindiği üzere, idari yargılama usulünde, davacı olmanın iki yolu bulunur...

Medeni Usul Hukuku 31.12.2023
Belirsiz Alacak Davası Hakkında Anayasa Mahkemesi Kararı
Hukuk Postası
Belirsiz Alacak Davası Hakkında Anayasa Mahkemesi Kararı

6 Ekim 2023 tarihli 32331 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, Anayasa Mahkemesi (“AYM”) 2019/17969 sayılı bireysel başvuru üzerinden verdiği 08.06.2023 tarihli kararında (“Karar”) işçilik alacağının ödenmesine ilişkin açılan belirsiz alacak davasının, alacakların belirlenebilir olması nedeniyle dava şartı...

Medeni Usul Hukuku 31.10.2023
Kararda Hatalı Gösterilen Kanun Yolu Süresi İçinde Yapılan Başvurunun İncelenmesine İlişkin İçtihadı Birleştirme Kararı
Hukuk Postası
Kararda Hatalı Gösterilen Kanun Yolu Süresi İçinde Yapılan Başvurunun İncelenmesine İlişkin İçtihadı Birleştirme Kararı

İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu (“İBBGK”) 2021/5 E. 2023/2 K. sayılı 28.04.2023 tarihli İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı’yla (“Karar”) hukuk davalarında hükümde kanun yolu süresinin hatalı olarak uzun gösterilmesi halinde, hatalı gösterilen süre içerisinde yapılan kanun yolu başvurusunun...

Medeni Usul Hukuku 30.09.2023
Munzam Zararın İspatına Dair Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Postası
Munzam Zararın İspatına Dair Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

Munzam (aşkın) zarara ilişkin davalarda zararın ispatlanması meselesi sıkça gerek Anayasa Mahkemesi’nin gerek Yargıtay’ın farklı dairelerinin inceleme ve değerlendirmesine konu olmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (“YHGK”) 29.03.2022 tarihinde verdiği 2021/928 E. 2022/401 K. sayılı kararıyla bir kez daha...

Medeni Usul Hukuku 31.01.2023
Yargıtay Kararları Işığında Medeni Usul Hukuku’nda Kesinlik Sınırı Sorunu
Hukuk Postası
Yargıtay Kararları Işığında Medeni Usul Hukuku’nda Kesinlik Sınırı Sorunu

Hukukumuzda kesinlik sınırı istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulabilmesi için kanunla öngörülmüş olan parasal sınırlardır. Alacak miktarı veya dava değeri bu belirtilen parasal sınırların üstünde olan ilk derece ve istinaf mahkemeleri kararlarına karşı bir üst mahkemeye başvurma imkanı mevcutken, parasal...

Medeni Usul Hukuku 31.10.2022
İfa Zamanı Gelmemiş Alacak İçin Açılmış Davanın Usulden Reddedilmesi Gerektiğine İlişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı
Hukuk Postası
İfa Zamanı Gelmemiş Alacak İçin Açılmış Davanın Usulden Reddedilmesi Gerektiğine İlişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Hukuk Daireleri arasında, henüz ifa zamanı gelmemiş bir alacak için açılmış bir davada, mahkeme tarafından ifa zamanı henüz gelmediği gerekçesiyle usulden mi yoksa esastan mı ret kararı verilmesi ve buna bağlı olarak tayin edilecek avukatlık ücretinin maktu veya...

Medeni Usul Hukuku 31.10.2022
Islah Prosedürünün Uygulaması ile İlgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Güncel Tarihli Kararı
Hukuk Postası
Islah Prosedürünün Uygulaması ile İlgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Güncel Tarihli Kararı

Islah genel anlamda, tarafların iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağına bir istisna olarak öngörülmüştür ve bu yasak sebebiyle gerçekleştiremedikleri usuli işlemleri kısmen veya tamamen düzeltmelerine denir. Islah, tek taraflı ve açık bir irade beyanıdır ve...

Medeni Usul Hukuku 31.07.2022
Belirsiz Alacak Davasının Şartlarına İlişkin Güncel Bir Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Postası
Belirsiz Alacak Davasının Şartlarına İlişkin Güncel Bir Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

Belirsiz alacak davasının koşulları son dönemde sıkça Yüksek Mahkeme’nin inceleme ve değerlendirmesine konu olmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 07.07.2021 tarihinde verdiği 2021/485 E., 2021/971 K. sayılı kararında (“Karar”), kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti alacağına ilişkin...

Medeni Usul Hukuku Kasım 2021
Çelişkili Davranma Yasağı
Hukuk Postası
Çelişkili Davranma Yasağı
Medeni Usul Hukuku Eylül 2021
Tebligat Hukukuna İlişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı
Hukuk Postası
Kesin Mahkeme Kararlarına Karşı Başvuru Uygulaması
Hukuk Postası
Kesin Mahkeme Kararlarına Karşı Başvuru Uygulaması

Kanun yolları, mahkeme kararlarının denetlenerek yargılama hatalarının giderilmesini sağlaması açısından hukuk devletinin vazgeçilmezidir. Ancak, uyuşmazlıkların bir noktada sonlandırılması ve kararların kesinleşmesi gerekir. Bu Hukuk Postası makalesinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu...


Medeni Usul Hukuku Mart 2021
Türk İspat Hukukunda Delil Sözleşmesi
Hukuk Postası
Türk İspat Hukukunda Delil Sözleşmesi
Medeni Usul Hukuku Ocak 2020
İsviçre Federal Mahkemesi’nin Forum Shopping Kararı
Hukuk Postası
Bölge Adliye Mahkemesi Kararlarına Karşı Kanun Yoluna Başvurulması
Hukuk Postası
Bölge Adliye Mahkemeleri’nin Kuruluşu, Yapısı ve İşleyişi
Hukuk Postası
Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi
Hukuk Postası

Yaratıcı hukuk çözümleri için iletişime geçin.